Eğitim hayatının en kritik eşiklerinden biri olan üniversiteye giriş süreci, her yıl olduğu gibi bu yıl da yüz binlerce gencin geleceğini şekillendiriyor ve merkezi yerleştirme sonuçlarının açıklanmasının ardından istediği programa yerleşemeyen adaylar için yeni bir fırsat penceresi aralanıyor. Yükseköğretim Kurumları Sınavı sonuçlarına göre yapılan ek yerleştirme işlemleri, yalnızca bireysel bir telafi mekanizması değil, aynı zamanda üniversitelerin dolduramadığı kontenjanları ve toplumsal talebin yöneldiği alanları gösteren bir ayna işlevi görüyor. Bu yılın ek tercih takvimi, 17 Eylül’de başlayıp 21 Eylül 2026’ya kadar sürecek bir maratonu kapsıyor ve adayların bu kısa süre zarfında hem üniversitelerin boş kalan kontenjanlarını hem de programların taban puanlarını dikkatle incelemesi gerekiyor.
Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nin yayımladığı ek yerleştirme kılavuzu, sürecin çerçevesini net biçimde çiziyor ve kılavuzda merkezi yerleştirme sonrasında boş kalan üniversite kontenjanlarının yanı sıra programların özel şartları ile ek tercihler için geçerli taban ve tavan puan bilgileri de yer alıyor. Adaylar, tercih yapma hakkı bulunan tablolardan en fazla 24 tercihte bulunabilecek ve bu sayısal sınır hem stratejik bir tercih listesi oluşturmayı hem de gerçekçi hedefler belirlemeyi zorunlu kılıyor. Ek tercih sürecine katılacak adayların 2026 YKS puanlarının hesaplanmış olması ve kılavuzda belirtilen diğer koşulları karşılaması şart olup bu yıl için belirlenen 170 TL’lik ek tercih ücretinin süresi içinde yatırılması gerekiyor; ücretin ödenmemesi halinde yapılan tercihlerin geçersiz sayılacağı açıkça belirtiliyor.
Ek tercih döneminin başlamasıyla birlikte adayların gündeminde ön lisans ve lisans programlarında hangi bölümlerde kontenjan kaldığı sorusu yer tutuyor ve ÖSYM tarafından yayımlanan ön bilgi kılavuzu, üniversitelerin boş kontenjanları ile bu programlara ilişkin taban puanları içeriyor. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var: Kılavuzda yer alan bilgiler, kesinleşmiş bir yerleştirme sonucu değil, adayların tercih yaparken yönlendirici olması amacıyla sunuluyor. Adayların, tercih listelerini oluştururken yalnızca puanlarına değil, aynı zamanda programların özel şartlarına ve mezuniyet sonrası kariyer olanaklarına da dikkat etmesi bekleniyor; bu açıdan ek tercih süreci, yalnızca bir yerleşme telaşı değil, aynı zamanda bilinçli bir gelecek planlaması gerektiriyor.
2026 YKS ana yerleştirme takvimi, sürecin ne kadar yoğun geçtiğini gösteriyor; ana tercih dönemi 29 Temmuz 2026 saat 11.45’te başlamış ve 10 Ağustos 2026 saat 23.59’da sona ermişti. Merkezi yerleştirme sonuçlarına ilişkin erişim ise 18 Ağustos 2026 tarihinde saat 05.45 itibarıyla başladı ve bu takvimin ardından ek yerleştirme için beklenen açıklama geldi ve süreç resmen duyuruldu. ÖSYM, 2026-2027 eğitim öğretim yılı için yükseköğretim programlarına ek yerleştirme işlemlerinin kendi tarafından yapılacağını bildirdi ve adaylar, tercihlerini T.C. kimlik numaraları ve aday şifreleriyle ÖSYM’nin internet adresinden ya da Aday İşlemleri Mobil Uygulaması üzerinden bireysel olarak gerçekleştirecek. Bu dijital altyapı, sürecin hızlı ve şeffaf yürümesini sağlarken adayların da kendi tercihlerini doğrudan yönetmesine imkân tanıyor.
Ek tercih dönemi, yalnızca yerleşemeyen öğrenciler için değil, üniversiteler için de kritik bir dönemeç olarak öne çıkıyor ve bazı programlarda boş kalan kontenjanlar, yükseköğretim kurumlarının kapasite planlaması ile bölüm bazlı talep dengesizliği hakkında önemli ipuçları veriyor. Özellikle ön lisans programlarında yaşanan boşluklar, ara eleman ihtiyacının yüksek olduğu teknik alanlarla örtüşmediğinde, iş gücü piyasası ile eğitim sistemi arasındaki uyumsuzluğu gündeme getiriyor; lisans düzeyinde ise bazı bölümlerin doluluk oranları, gençlerin meslek tercihlerinde ekonomik kaygıların ve istihdam beklentilerinin ne denli belirleyici olduğunu gösteriyor. Bu tablo, eğitim politikalarının yalnızca sınav odaklı değil, aynı zamanda mezuniyet sonrası istihdam odaklı kurgulanması gerektiğini ortaya koyuyor.
Adayların ek tercih sürecinde karşılaştığı en büyük zorluklardan biri, kısa sürede doğru bilgiye ulaşmak ve bu bilgiyi sağlıklı biçimde değerlendirmek olup üniversitelerin taban puanları, kontenjan sayıları ve özel şartları arasında bir denge kurmak, ciddi bir araştırma ve analiz gerektiriyor. Bu noktada rehberlik servislerinin, öğretmenlerin ve ailelerin rolü büyük ve gençlerin yalnızca puanlarına göre değil, ilgi ve yeteneklerine uygun programları seçmeleri, uzun vadede hem akademik başarıyı hem de mesleki tatmini artırıyor. Ek tercih, bir anlamda ikinci bir şans olsa da bu şansın bilinçli kullanılması, öğrencilerin gelecekteki mutluluğu açısından belirleyici oluyor; eğitim sisteminin bu tür telafi dönemlerini, öğrencilere yalnızca bir kapı aralamak için değil, aynı zamanda doğru kapıyı seçmeleri için bir fırsat olarak sunması gerekiyor.





