İstanbul’un kültür takviminde eylül sonu ile ekim başı arasındaki dönem, yılın geri kalanına göre çok daha yoğun bir programı barındırıyor. Bunun arkasında yatan temel neden ise birbirinden bağımsız görünen takvimlerin bu yıl aynı günlere denk gelmesi. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali’nin İstanbul ayağı 26 Eylül’de başladı; 4 Ekim’e kadar sürecek olan etkinlikte konser, sergi, tiyatro, opera, bale, söyleşi, atölye, çocuk etkinlikleri ve gastronomi programları kentin farklı noktalarına yayılıyor. Festivalin bu yoğunluğu, şehrin kültürel altyapısının aynı anda birden fazla etkinliği taşıyabilecek kapasiteye ulaştığını gösteriyor; ancak asıl belirleyici olan, farklı kurumların sezon açılışlarını aynı döneme yerleştirmiş olması.
Sinema tarafında ise takvimi belirleyen aktör İstanbul Kültür Sanat Vakfı. Vakfın düzenlediği Filmekimi, 9 Ekim’de başlayacak ve 18 Ekim’e kadar devam edecek. Festival kapsamında Cannes, Venedik ve Toronto gibi prestijli film festivallerinde gösterilen yapımlar İstanbul’da sinemaseverlerin karşısına çıkacak. Gösterimler Atlas 1948 Sineması, Beyoğlu Sineması, Kadıköy Sineması, Cinewam City’s Nişantaşı ve Paribu Cineverse Nautilus’ta yapılacak. Bu mekân çeşitliliği, festivalin yalnızca merkezi değil, şehrin farklı yakalarındaki sinema kültürünü de kapsamayı hedeflediğini ortaya koyuyor. Filmekimi’nin tarihleri, Kültür Yolu Festivali’nin bitişiyle kısmen örtüşerek ekim boyunca kesintisiz bir sanat akışı yaratıyor.
Sergi programı, bu haftanın en geniş hacimli bölümünü oluşturuyor ve neredeyse her kurum kendi sezon açılışını aynı günlere denk getirmiş durumda. Kültür Yolu Festivali kapsamında Atatürk Kültür Merkezi’nde “Üç Ressam: Alaettin Aksoy, Mehmet Güleryüz, Komet”, “Renklerin Sureti” ve “İleri Dönüşen Bir Gelecek Vizyonu” başlıklı sergiler yer alıyor. Tophane-i Amire Kültür ve Sanat Merkezi, Rami Kütüphanesi ve Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi gibi farklı mekânlarda da izleyiciler sergilerle buluşuyor. Bu dağılım, sergi izleyicisinin tek bir merkeze bağımlı kalmadan şehri dolaşarak sanat tüketebileceği bir güzergâh oluşturuyor. Farklı semtlere yayılan mekân seçimi, kültürel erişimi genişletme amacını da beraberinde taşıyor.
İstanbul Modern’de Semiha Berksoy’un yaşamı ve üretimini merkeze alan “Tüm Renklerin Aryası” sergisi 22 Kasım’a kadar ziyaret edilebilecek. Aynı müzenin “Panorama: Hayaller ve Yerler” sergisi ise 18 Ekim’e kadar açık kalacak. Sakıp Sabancı Müzesi’nde Yoko Ono’nun “İçses ve İçyapı” sergisi 27 Aralık’a kadar görülebilecek; Borusan Contemporary’de ise yeni sezon kapsamında “Zaman Mekan Geometri” ile “Perili” sergileri Ağustos 2027’ye kadar ziyaretçi kabul edecek. Bu uzun süreli takvimler, haftanın yoğunluğunu yalnızca kısa vadeli bir hareketlilik olmaktan çıkarıp sezon boyunca sürecek bir program bütününe dönüştürüyor. Kurumların sergi sürelerini aylara yayması, izleyiciye zamansal esneklik sağlarken rekabeti de farklı bir zemine taşıyor.
Çağdaş sanat ve koleksiyon tarafında Artweeks Istanbul’un “Collectors” edisyonu, hafta boyunca Akaretler Sıraevler’de gezilebilecek. Banu ve Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ile Tansa Mermerci koleksiyonlarından seçilmiş parçaların gösterildiği etkinlik 8 Kasım’a kadar sürecek. Yönetmen ve sanatçı Alkan Avcıoğlu’nun yapay zeka araçlarıyla ürettiği eserlerden oluşan “Kameranın Ölümü” adlı sergi, sanatçının Türkiye’deki ilk kişisel sergisi olma niteliği taşıyor ve 31 Ekim’e kadar gezilebilecek. Türk-Macar askeri ilişkilerinin tarihsel serüvenini anlatan “Askeri Yoldaşlık Anıları” sergisi, Liszt Enstitüsü-Macar Kültür Merkezi’nde 9 Ekim’e kadar sanatseverlerle buluşacak. Sanatçılar Ayşe Gülcan Özbalak ve Zeynep Üstün’ün imzasını taşıyan “İki Fırça Bir Ahenk” tezhip sergisi ise 30 Eylül’e kadar İstanbul Ticaret Odası Yeni Cami Hünkar Kasrı’nda devam edecek.
Bu tablonun ortaya çıkardığı asıl mesele, İstanbul’un kültürel takviminin giderek sıkışan bir yapıya bürünmesi ve etkinliklerin birbirini gölgeleme riskiyle karşı karşıya kalması. Aynı hafta içinde tiyatro, sinema, müzik ve çağdaş sanatın aynı anda sahneye çıkması, izleyici için seçim yapmayı zorlaştırırken kurumlar için de dikkat çekme yarışını kızıştırıyor. Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu, Atatürk Kültür Merkezi, Zorlu Performans Sanatları Merkezi ve İstanbul Modern gibi farklı ölçekteki mekânların aynı dönemde program açıklaması, şehrin sanat altyapısının kapasitesini gösterdiği kadar planlama açısından da bir sınav niteliği taşıyor. Yoğunluğun nedeni yalnızca takvim çakışması değil; kurumların sezon açılışlarını geleneksel olarak sonbahar başına yerleştirme alışkanlığı da bu tabloyu besliyor.





