Dünya ekonomisinin nabzı her hafta biraz daha karmaşık bir denklemin içinde atarken, yatırımcıların, politika yapıcıların ve sıradan vatandaşların gündelik hayatını doğrudan etkileyen finansal dalgalanmalar artık sadece borsa ekranlarındaki rakamlarla sınırlı kalmıyor; küresel ticaretten istihdama, enerji maliyetlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda belirleyici rol oynuyor. Bu hafta geride kalırken, geride bıraktığımız günlerin piyasalarda bıraktığı izler gelecek haftanın yönünü çizmek açısından kritik ipuçları verirken, önde gelen merkez bankalarının aldığı kararlar, jeopolitik gerilimlerin seyri ve teknoloji devlerinin geleceğine dair belirsizlikler yatırımcıların hafta boyunca temkinli bir tutum sergilemesine neden oldu.
Haftanın en çok konuşulan konularından biri, ABD Merkez Bankası’nın (Fed) attığı adım oldu. Banka, 2023 yılından bu yana ilk kez faiz artırımına giderek politika faizini 25 baz puan yükseltti ve yüzde 3,75-4 aralığına çekti. Bu karar piyasa beklentileriyle uyumlu olsa da kararın oy birliğiyle alınmış olması, bankanın enflasyonla mücadelede ne kadar kararlı olduğunu gösteriyor. Fed, en son Temmuz 2023’te yüksek enflasyonla mücadele kapsamında benzer bir adım atmış ve politika faizini yüzde 5,25-5,50 aralığına yükseltmişti. Şimdi ise ekonomik faaliyetin sağlam bir hızda genişlediğine işaret eden banka, verimlilik artışının güçlü olduğunu ve sermaye yatırımlarının sağlam bir seyir izlediğini vurguladı. İstihdam artışlarının iş gücündeki artışla aynı hızda ilerlediği ve işsizlik oranının önemli ölçüde değişmediği belirtilen açıklamada, ekonomik görünümün genel hatlarıyla istikrarlı bir tablo çizdiği ifade edildi.
Fed’in açıklamasında bir başka önemli başlık ise bankanın gelecek yıllara ilişkin tahminlerinde yaptığı güncellemeler oldu. Bankanın bu yıl için büyüme tahmini yüzde 3,6’dan yüzde 3,7’ye yükseltilirken, 2027 yılı için öngörülen yüzde 2,3’lük büyüme tahmini korundu. Enflasyon tarafında ise 2028 için yüzde 2 olan tahmin yüzde 2,1’e revize edildi; 2029 için ise yüzde 2 seviyesi belirlendi. Bu revizyonlar, Fed’in enflasyonun hedeflenen seviyeye inmesinin zaman alacağını kabul ettiği şeklinde yorumlandı. Federal Açık Piyasa Komitesi (FOMC) üyelerinin gelecekteki faiz beklentilerini yansıtan nokta grafiği ise 18 yetkiliden 16’sının bu yıl içinde en az bir faiz artırımı daha öngördüğünü ortaya koydu. Bu tablo, para politikasının bir süre daha sıkı kalacağına işaret ediyor.
Fed Başkanı Kevin Warsh, karar sonrası düzenlediği basın toplantısında enflasyonun hâlâ çok yüksek olduğunu ve uzun süredir bu seviyelerde seyrettiğini söyledi. Yaz aylarında açıklanan enflasyon verilerinin temel eğilimlerde belirgin bir iyileşmeye kapı aralamadığını dile getiren Warsh, bugün alınan faiz artırımı kararının fiyat istikrarı hedefine hizmet eden isabetli bir adım olduğunu belirtti. Warsh’ın bu açıklamaları, piyasalarda faiz indirimi beklentilerinin ötelenmesine yol açtı. Öte yandan ABD Başkanı Donald Trump, Fed’in faiz artırımı kararının ardından faiz oranlarının yüzde 1’e veya daha düşük bir seviyeye indirilmesi çağrısında bulundu. Trump’ın bu çağrısı, merkez bankasının bağımsızlığı tartışmalarını yeniden gündeme taşıdı.
Gelecek haftaya bakıldığında, küresel piyasaların yoğun bir veri gündemiyle karşı karşıya olduğu görülüyor. Yatırımcılar, açıklanacak ekonomik verilerin yanı sıra merkez bankası yetkililerinin yapacağı açıklamaları da yakından izleyecek. Ayrıca Orta Doğu’da devam eden gerilim, tahvil faizlerinin yüksek seyri ve yapay zeka şirketlerinin teknoloji geliştirme hızını yavaşlatacağına dair endişeler, piyasalardaki belirsizliği artıran diğer unsurlar arasında yer alıyor. Bu hafta karışık bir seyir izleyen küresel piyasaların, önümüzdeki günlerde açıklanacak verilerle birlikte yönünü netleştirmesi bekleniyor. Özellikle büyüme, enflasyon ve istihdam verileri, yatırımcıların risk iştahını belirleyecek.
Tahvil piyasalarındaki yüksek faiz seviyeleri, hisse senedi piyasaları üzerinde baskı oluşturmaya devam ediyor. Yatırımcılar, güvenli liman olarak gördükleri tahvillere yönelirken, riskli varlıklardan uzak durmayı tercih ediyor. Bu durum, özellikle teknoloji hisselerinde dalgalanmalara yol açıyor. Yapay zeka alanındaki gelişmelerin yavaşlayacağına dair endişeler, bu sektördeki şirketlerin değerlemelerini de etkiliyor. Uzmanlar, yapay zeka yatırımlarının uzun vadeli getirileri konusunda belirsizliğin sürdüğünü ve bu durumun piyasalarda temkinli bir havanın oluşmasına neden olduğunu dile getiriyor.
Orta Doğu’daki jeopolitik gerilim ise enerji fiyatları üzerinden küresel enflasyonu besleyen bir faktör olarak gündemdeki yerini koruyor. Bölgede yaşanan gelişmeler, petrol arzına ilişkin endişeleri artırırken, bu durum enerji maliyetlerinin yüksek kalmasına yol açıyor. Yüksek enerji maliyetleri, hem üretici hem de tüketici fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturuyor. Merkez bankalarının enflasyonla mücadelede attığı adımlar, bu tür arz yönlü şoklar karşısında yetersiz kalabiliyor. Bu da para politikasının etkinliği konusundaki tartışmaları derinleştiriyor.
Küresel piyasaların gelecek haftaki seyri, büyük ölçüde açıklanacak verilere ve merkez bankası yetkililerinin mesajlarına bağlı olacak. Yatırımcılar, Fed’in faiz artırım döngüsünün ne zaman sona ereceğine dair ipuçları ararken, diğer merkez bankalarının atacağı adımları da izleyecek. Avrupa Merkez Bankası, Japonya Merkez Bankası ve İngiltere Merkez Bankası gibi kurumların politikaları, küresel likidite koşullarını ve döviz kurlarını doğrudan etkileyecek. Bu nedenle, gelecek hafta açıklanacak veriler ve yapılacak açıklamalar, piyasalarda yeni bir yön arayışının habercisi olabilir.





