Suriye’nin yeniden inşası, yalnızca bir ülkenin sınırları içinde yaşanan siyasi bir dönüşüm değil; aynı zamanda Orta Doğu’nun tamamını etkileyen kültürel ve ekonomik bir kırılma noktası olarak tarihe geçiyor ve yıllarca süren çatışmalar, ambargolar ve uluslararası izolasyonun ardından Şam yönetiminin attığı adımlar, bölge halklarının geleceğe dair beklentilerini de şekillendiriyor. Bu dönüşümün en çarpıcı yansımalarından biri, Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen Arap Medya Zirvesi’nde ortaya çıktı ve Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara, zirvenin resmi açılışı kapsamındaki panellere katılarak ülkesinin geçirdiği siyasi ve ekonomik değişimi anlattı.
Şara, konuşmasında Suriye’ye uygulanan uluslararası yaptırımların kaldırılması sürecine geniş yer ayırdı ve bu kararın arkasındaki diplomatik çabayı kamuoyuna aktarırken, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump nezdinde yürüttüğü girişimler sayesinde tarihi bir kararın alındığını söyledi. Suriyeli lider, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Donald Trump’la yürüttüğü arabuluculuk girişimi sonucunda Suriye’ye dönük yaptırımların kaldırıldığına işaret eden tarihi nitelikte bir kararın hayata geçtiğini belirtti ve ambargonun sona ermesinin ardından ülkesinin adeta yeniden doğduğunu ifade etti.
Şam’ın özgürleştirilmesinin ardından ülkenin karşı karşıya kaldığı ağır tablo, Şara’nın anlattığı zorlukların başında geliyordu ve iç bölünme tehditleri, mezhep savaşları riski, altyapının çöküşü, enerji krizi ile ambargo şartları Suriye’nin önünde ciddi engeller oluşturuyordu. Şara, bu engellerin çok hızlı bir şekilde aşıldığını kaydederken ülkesinin uluslararası ambargolardan kurtularak yeni bir döneme girdiğini vurguladı ve bu sürecin yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda toplumsal bir onarım anlamına geldiğini dile getirdi.
Suriye’nin küresel konumundaki değişim, zirvede ele alınan başlıklar arasında öne çıkarken Şara, “Suriye, Captagon ihraç eden bir çatışma bölgesi olmaktan çıkıp bir istikrar bölgesine dönüştü. Dünya artık Suriye’yi Doğu ile Batı arasındaki tedarik zincirleri için güvenli bir ticaret koridoru olarak konuşuyor” değerlendirmesinde bulundu. Bu sözler, ülkenin uluslararası algısındaki köklü değişimi gözler önüne sererken ticaret koridoru vurgusu, Suriye’nin coğrafi konumunun yeniden stratejik bir değer kazandığını gösteriyor.
Ekonomik modeldeki dönüşüm de Şara’nın açıklamalarında geniş yer buldu ve yarı sosyalist modelden serbest piyasa ekonomisine geçildiğini belirten Suriyeli lider, bu süreçte bazı sarsıcı kararların alınması gerektiğini söyledi. Geçiş döneminde oluşabilecek ekonomik şoklara karşı gerekli adımların atıldığını ifade eden Şara, ekonomik büyüklüğün 2026 yılında 50 milyar dolara ulaşmasını beklediklerini, uzun vadede ise 200 milyar doları hedeflediklerini açıkladı. Bu hedefler, Suriye’nin yeniden yapılanma sürecinde ne denli iddialı bir yol haritası çizdiğini ortaya koyuyor.
Suriye’nin geçirdiği bu dönüşüm, Orta Doğu’da dengelerin yeniden kurulduğu bir döneme denk gelirken ülkenin ticaret koridoru olma potansiyeli, bölgesel ekonomik bağlantıları da yeniden şekillendirebilir. Enerji krizi ve altyapı sorunlarının aşılması, halkın günlük yaşamını doğrudan etkileyen başlıklar arasında yer alırken yaptırımların kaldırılmasıyla birlikte uluslararası yatırımcıların Suriye’ye ilgisinin artması, ülkenin yeniden inşa sürecini hızlandırabilir ve Şara’nın zirvedeki mesajları, Şam yönetiminin uluslararası topluma entegrasyon yolunda attığı adımların bir yansıması olarak okunuyor.
Arap Medya Zirvesi’ndeki paneller, Suriye’nin siyasi ve ekonomik dönüşümünün yanı sıra bölgesel iş birliklerinin geleceğine dair de ipuçları verirken Şara’nın konuşmasında dile getirdiği ticaret koridoru vizyonu, Doğu ile Batı arasındaki tedarik zincirlerinin güvenliği açısından Suriye’ye yeni bir rol biçiyor. Bu rolün hayata geçmesi, ülkedeki istikrarın kalıcı hale gelmesine bağlı görünürken zirvede ele alınan başlıklar, Suriye’nin yeniden doğuş anlatısının yalnızca bir söylem değil, somut hedeflerle desteklenen bir programa dönüştüğünü gösteriyor.





