Dünya ekonomisinin son çeyreğe girerken en çok konuştuğu başlık, merkez bankalarının para politikasında üç yıl aradan sonra attığı sıkılaştırma adımları oldu. ABD Merkez Bankası’nın faiz artırımı küresel tahvil piyasalarında dalgalanmayı beraberinde getirirken yatırımcıların risk iştahı haftanın son işlem gününde karışık bir tabloya işaret etti. S&P 500 yüzde 0,17 kazançla 7.650,50 puandan, Nasdaq ise yüzde 0,39 artışla 26.522,54 puandan kapanış yaptı. Dow Jones yüzde 0,18 değer yitirerek 51.682,64 puana indi; Russell 2000 yüzde 0,50, NYSE Composite ise yüzde 0,38 kayıpla günü tamamladı. Haftalık bazda tablo daha çok Dow Jones’un aleyhine gelişti; endeks yüzde 1,7 gerileyerek üst üste üçüncü haftasını ekside kapatırken Mart ayından bu yana en zayıf haftalık performansını kaydetti. S&P 500 haftayı yaklaşık yüzde 0,1 düşüşle bitirdi; teknoloji ağırlıklı Nasdaq ise yüzde 0,7 yükselerek artıda kalan tek ana endeks oldu. Bu ayrışmada yükselen tahvil faizleri ile ABD Merkez Bankası’nın ilk faiz artırımı belirleyici rol oynadı.
Asya tarafında haftanın en sert sürprizi Japonya Merkez Bankası’ndan geldi; banka politika faizini 25 baz puan yükselterek yüzde 1,00’den yüzde 1,25’e çıkardı. Bu seviye, 1995’ten bu yana görülen en yüksek politika faizi olarak kayda geçti. Karar 7’ye 2 oyla alındı; iki kurul üyesi artırıma karşı oy verdi. Ülkede çekirdek enflasyon yüzde 1,8’den yüzde 1,7’ye indi; sıkılaştırma adımının arka planında bu gelişme vardı. Bölünmüş oy dağılımı ve sonraki adımlara dair bağlayıcı bir taahhüt verilmemesi üzerine yen değer kaybetti; dolar/yen paritesi 157 seviyesini aştı. Japonya 10 yıllık tahvil faizi düştü; Nikkei 225 endeksi yüzde 1,5 arttı. Bankanın bir sonraki toplantısı, güncellenmiş ekonomik projeksiyonlarla birlikte 29-30 Ekim’de yapılacak.
Çin’de ise para otoritesinin temkinli duruşu sürdü; gösterge kredi faiz oranları beklentiye paralel sabit tutuldu. Bir yıl vadeli oran yüzde 3,0, beş yıl ve üzeri vadeli oran yüzde 3,5 seviyesinde korundu. Her iki gösterge de Haziran 2025’ten bu yana on altı aydır değişmedi. Bu durağanlık, Pekin yönetiminin büyümeyi desteklemek için faiz dışı araçlara yöneldiği yorumlarını beraberinde getirdi ve küresel risk iştahı üzerinde sınırlı da olsa dengeleyici bir etki yaptı.
Enerji piyasalarında Brent, üç haftanın ardından ilk kez haftayı kayıpla tamamladı; yaklaşık yüzde 1,4 gerileyerek 103,19 dolardan kapandı. Bu geri çekilmede Suudi Arabistan’ın Ras Tanura’dan alternatif güzergâhlarla günlük 1-1,5 milyon varil ihracat yapacağı beklentisi, ürün stoklarındaki artış ve Çin’in ihracatındaki yükseliş rol oynadı. Fiziki piyasada ise tablo farklı bir yöne işaret etti; Hürmüz Boğazı’nda tanker trafiği normalin altında seyrediyor ve Asya’ya yönelik süper tanker navlunları rekor seviyeye ulaştı; bu da arz tarafındaki aksaklığın sürdüğünü gösterdi. Jeopolitik cephede ABD yönetimi, Danimarka ve Grönland ile bölgedeki güvenlik düzenlemelerine ilişkin bir anlaşmaya varıldığını duyurdu; bu gelişme, Kuzey Atlantik hattındaki enerji ve ticaret güzergâhlarına dair belirsizliği bir miktar azalttı.
Yurt içinde ise düzenleyici kurumlardan arka arkaya açıklamalar yapıldı. Finansal İstikrar Komitesi, Borsa İstanbul’un işleyişinde temel veya yapısal bir risk bulunmadığını açıkladı. Komite, sorunun sınırlı bir alanla çevrili olduğunu belirtti. Kurul duyurusuna göre tasfiye süreci, portföy yönetim şirketlerinin ilgili fonlara ilişkin yükümlülüklerinin tasfiyesiyle birlikte yürütülecek.
Yükselen tahvil faizleri, enerji fiyatlarındaki oynaklık ve jeopolitik başlıkların birbirini beslediği bir ortamda yatırımcıların hem gelişmiş hem de gelişmekte olan piyasalarda seçici davrandığı gözleniyor. Türkiye tarafında düzenleyici kurumların attığı adımların yerli yatırımcının portföy tercihleri üzerindeki etkisi ise önümüzdeki işlem günlerinde netleşecek. Küresel merkez bankalarının atacağı yeni adımlar ve enerji arzına dair haber akışı, risk iştahının yönünü belirleyen iki temel değişken olarak duruyor.





